21 Ağustos 2011

Hastalık Sebepleri


Hastalık Sebepleri

Hastalık sebepleri bünyesel ve çevresel sebepler olarak iki kategoriye ayrılır.

Bünyesel Sebepler
Gen, hormon ve metabolik kaynaklı  olması mümkündür. Kimi  bünyesel sebepler bazı  hastalıklara daha büyük oranda yakalanmaya neden olabilmektedir. Bunlar, insanın iç  ortamı ile alakalı bir durumdur.  İnsan, dış  çevrenin etkilerine genetik yapısı ile cevap vermektedir.

Çevresel Sebepler

  Fiziksel Sebepler: Sıcaklık, soğuk, ışın, travma, içme ve kullanma suyu, atıklar, konut sağlığı, iklim koşulları, hava ve su kirliliği,   giysiler; halka açık alanlar, sağlığa az ya da çok zarar verme  olasılığı olan kuruluşlar, mezarlıklar belli başlı fiziksel çevre unsurlarıdır.

  Kimyasal Sebepler: Zehirler, kanser oluşumuna sebep olan bazı faktörler buna örnek verilebilir.

  Temel Madde Eksiklikleri: İnsanın sağlıklı  olabilmesi ve yaşamını  devam ettirebilmesi için gerekli olan, lakin insan vaya diğer canlıların  bunları  vücudundaki temel yapı  taşlarından sentez edemememsinden dolayı dışarıdan alınması gereken kimi maddeler vardır. Bu maddelere ana maddeler denir (vitaminler, aminoasitler  ya da yağ asitleri gibi).

  Biyolojik Faktörler: Mikroplar, parazitler, mantarlar gibi faktörler olup canlı vücudunda hastalığa neden olabilirler.

  Psikolojik Faktörler: Günlük hayatta sık sık rastlanan ve strese sebep olan durumlardır.

  Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Faktörler: İşsizlik ve göç  benzeri  durumlar.  

20 Ağustos 2011

AŞILAMA YANLIŞLARI


1.  Hafif atlatılan düşük ateşli üst solunum yolu hastalıkları, gastroenteritler.
2.  Hastalıkların nekahat dönemleri.
3. Halen antibiyotik kullanılıyor olunması.
4.  Prematürelik; yalnızca 1500 gr’ın altında olan bebeklere hepatit B aşısı uygulanmaz. Annede HBsAg pozitif ise doğum sonrası yapılan aşı birinci ayda yinelenir (toplam 4 aşı). BCG aşısı 2000 gr’ın altındaki bebeklere daha düşük oranlı bağışıklama yapmaktadır.
5.  Daha önce uygulanan DBT sonrası yüksek ateş, lokal tepki.
6.  Annenin hamile olması.
7.  Ailede alerji, konvülziyon, ani bebek ölümü sendromu hikayesi.
8.  Anne sütü kullanıyor olmak.
9.  Kısa zaman önce enfeksiyon hastalığı ile temas hikayesi.
10.  Antibiyotik, jelatin, thimerosal, yumurtaya karşı anaflaksi dışındaki tepkiler.
11.  Malnütrisyon.

AŞILAMADA BAŞARI ORANI


Dünya genelinde yüzde 98’i gelişmemiş ülkelerde olmak üzere, 5 yaş altı senede 12 milyon çocuk ölmektedir. Ölümlerin yüzde 60’ında sebep bulaşıcı hastalıklarıdır: 2002 senesinde kızamıktan 770 bin, hepatit B’den 520 bin, (215 bini neonatal hepatitten) tetanozdan 410  bin, hemofilus enfluenza tip B’ye bağlı invaziv hastalıklardan 400 bin, boğmacadan 345 bin, sarı hummadan 30 bin ve difteriden 5 bin çocuk ölmüştür. Ayriyeten her sene sıtmadan 1 milyon, veremde 300 bin çocuk ölmektedir. Bundan belli olacağı üzere senede takriben 3 milyondan fazla çocuk aşı ile korunabilir hastalıklar nedeniyle yaşamını kaybetmekte, ayriyeten bulaşıcı hastalıklardan 750 bin çocuk hayat kalitesini bozan engellerle karşılaşmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde genişletilmiş bağışıklama programında bulunan 6 aşıya karşı (BCG, difteri, boğmaca, tetanoz, boğmaca, poliyo, kızamık) çocuklarda tam aşılama yüzde 74 gibi epey düşük oranlardadır (etkin bağışıklama amacıyla hedef çocuk yaş grubunun minimum yüzde 90’ının aşılanması gerekmektedir).

Yurdumuzda  da istenen hedeften  uzakta, bağışıklama oranları yüzde 82-84 arasındadır. Aşı, günümüz için bulaşıcı hastalıklardan korunmada en etkili, en güvenilir, en ekonomik ve en akılcı tıbbi bir yaklaşımdır. Aşılamanın maksadı bireyi bulaşıcı hastalıklarından korumak,  hastalığı kontrol altına  alarak önlemek ve mümkünse yok etmektir. Geçmişte (1977) çiçek hastalığı, zamanımızda 2005 senesinde gerçekleşmesi beklenen çocuk felcinin (poliyo) ortadan kaldırılması bu maksada uygun iki emsaldir. Lakin unutmamak gerekir ki, hiçbir aşı tam olarak (yüzde 100) etkin ve güvenilir değildir. Aşının faydası ve güvenirliği, birey ve halkın tabii enfeksiyondan alacağı risklerle karşılaştırılmalı, aşının yararı realist (bilimsel) yaklaşımlarla saptanmalıdır. Aşılamada aşırı güven hissinden ve aşıya karşı yapılan kolaycı suçlamalardan kaçınılmalıdır.

Aşılama yanlışlarından mümkün olduğunca kaçınma, aşıdan yüksek derecede korunma ve minimum yan etki sağlayabilmek için belirlenen ana kaidelere uyulması gerekir, bu kurallara “aşılamada standardizasyon prensipleri” denilmektedir.

DOĞUM SONRASI DEPRESYON


Kadınlarda doğum sonrası depresyonun semptomları doğum yapmayan kadınlardaki depresyondan değişik değildir, lakin normal involüsyonel durumdan (kilo kaybı, uykusuzluk vb.) veya doğum sonrasındaki ilk zamanlarda yüzde 50-70 oranında rastlanan annelik kederinden ayırt edilmesi zor olabilmektedir.

Bununla beraber doğum sonrası depresyonunda ailesine karşı sevgisizlik ve bebeğine karşı negatif hisler daha ön plandadır. Doğum sonrası depresyonun diğer semptomları; duygusal durumun deprese olması, faaliyetlere alakanın azlığı, iştah değişikliği, yorgunluk, uyku bozuklukları, çocuğun bakımında zorluklar, suçluluk hissi, özgüven eksikliği, konsantrasyon zorluğu, psikomotor retardasyon veya ajitasyon ve intihar fikirleridir. Çoğu zaman doğumu takip eden 2-8. haftalar içinde başlar ve minimum 2 hafta maksimum 1 sene kadar devam eder. Tedavi edilmeyen kadınlarda 3 ay- 1 sene arasında kendi kendine düzelir. Doğum sonrası depresyonun etyolojisi tam olarak bilinmemektedir. Hızlı fizyolojik değişikliklerin etkisi olabileceği tahmin edilmektedir, lakin hangi etkenlerin daha çok sebep olduğu belli değildir.

Bununla beraber kimi risk faktörlerini taşıyan kadınlarda doğum sonrası depresyonun daha çok görüldüğü bilinmektedir. Bu risk faktörleri kadının veya eşinin işsizliği, sosyal desteğin yeterli olmaması, evlilikle alakalı problemler, kimi hayati olaylar (ölüm, ayrılık vb.), istemsiz hamilelikler, multiparite, daha önceki hamileliklerde depresyon geçirilmesi, anne sütü ile beslememe, kayıpla sonuçlanan hamilelik ve doğum tecrübeleri, erken anne-bebek ayrılığı ve bebeğin bakımı ile alakalı duyulan kaygılardır. Bir veya daha fazla risk faktörü olan kadınların doğum sonrasında 1 veya 2. ayda doğum sonrası depresyon riski için taranması tavsiye edilmemektedir.

Tarama için en sık kullanılan ve en geçerli olan yöntem Edinburgh Postpartum Depresyon skalasıdır. Doğum sonrası depresyon sık görülmesine rağmen çoğu zaman tanı konulamamaktadır. Bu durumun başlıca sebepleri kadının olumsuz duyguları sebebiyle kendini yalnız hissetmesi veya utanması, rutin kontrol için çağrıldığı 6. doğum sonrası haftaya kadar doktorla görüşme imkanı bulamamış veya hangi doktora başvuracağını kestirememiş olması, yeni doğan bebeğin verdiği heyecanla yakınmalarını dile getirememesi olabilir. Pek çok kadın problemlerini depresyon olarak algılamaz, yine çoğu bu konuda destek arayışı içinde değildir. Bu konuda destek ihtiyacı olan bir kadın da çoğu zaman bebeğinin doktorundan bu konuda bir yardım alabileceğini düşünmez.

Ağır doğum sonrası depresyonu olan kadınların yalnızca yüzde50'den azı belirtilerini depresyon olarak değerlendirmektedir.

Kadında doğum sonrası depresyon tanılandıktan sonra kişisel veya aile psikoterapisi, farmakolojik tedavi ve sosyal servislerin desteğinden yararlanılabilir. Aynı zamanda planlanmamış hamilelikler veya işsizlik gibi risk faktörleri aile planlaması yöntemleri veya iş imkanlarının sağlanması ile azaltılabilir.

Doğum sonrası dönem depresyon gelişimi için risk yaratmakta mıdır? Doğum sonrasında depresyonun arttığını, azaldığını veya değişmediğini gösteren araştırmalar mevcuttur.

Bebek ve Çocuklarda Beyin Gelişimi


Bebek ve Çocuklarda Beyin Gelişimi

Beyin gelişimi hamileliğin ilk ayında başlar ve ergenlik süresince devam eder. Bu gelişim, hayatın ilk beş senesinde daha hızlı gerçekleşmektedir. Beyin gelişimi türlü seviyeleri izler.İlk olarak anne karnında sinir hücreleri oluşur. Daha sonra ise sinir hücreleri arasındaki bağlantılar meydana gelir ve olgunlaşır. Bütün bu gelişim, kalıtsal vasıflar ve çevrenin etkisi ile gerçekleşir. Beyin gelişimini etkileyen en mühim çevresel etmenler, beslenme, zararlı kimyasal maddeler ile karşılaşma; bebeğe verilen uyarılar ve onun yaşadığı tecrübelerdir.  

Beyin hücreleri arasındaki bağların meydana gelmesini ve beyin gelişimini sağlayan iki tip uyarı ya da tecrübe vardır:
İlki  ışık, ses benzeri kesimlikle şart olan uyarılardır.  Mesela; görmenin gelişmesi için ışık ve görsel impulslara; konuşma yeteneğinin gelişmesi için sese ve konuşmaların duyulmasına gereksinim  vardır. Bu uyarılar uygun zamanda ve yeterli seviyede olmalıdır. Şayet olmazsa kalıcı davranış ve gelişim problemleri meydana çıkar.

İkinci uyarı biçimi de bebeklerin ailelerinden bireysel olarak aldıkları uyarılardır. Bu, aileden aileye değişiklik gösterir. Bu uyarılar; beyin hücreleri arasında değişik bağların meydana gelmesini sağlar.  İyi uyarılar (sevgi, ilgi, anlayış) alan bebek ve çocukta iyi bağlar; kötü uyarılar (azarlama, öfke, zarar verme) alan bebek ve çocukta ise kötü bağlar meydana gelir. Bu bağlar da bireylerin daha sonraki bütün hayatını etkiler. Bu sebeple bebeklik ve erken çocukluk döneminin desteklenmesi çok mühimdir.